AVRUPA TÜRKİYE

NEMRUT DAĞI: ZİRVEDEKİ KRALLIK

By on Pazartesi Mart 5th, 2018

Bana Puşkin’in Prens Ruslan şiirindeki “büyük kafayı” anımsatan Nemrut Dağı`ndaki Zeus’un kafasını ilk ne zaman gördüğümü hatırlayamıyorum. Bu müthiş şeyi kaçırmamam gerektiğine karar verdim. Sonradan bunun “bir kafadan daha fazlası” olduğu ortaya çıktı. Genelde olduğu gibi niyetlerinizi gerçeğe hemen dönüştüremiyorsunuz. Sonunda Mayıs ayında Türkiye’nin doğu kısmında bulunan ve Toros dağlarının bir parçası olan Nemrut Dağı’nı ziyaret ettim.

NEMRUT DAĞI HAKKINDA

Nemrut Dağı, tepesindeki tümülüs (bir mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen isim) ile ünlü bir dağ. Tümülüs’ün içinde Antik Komagene Krallığı’nın Ermeni Kralı I. Antiokhos’un anıtmezarı bulunuyor. Bir zamanlar Komagene küçük bir yerdi fakat stratejik konumundan ve komşularıyla iyi ilişkilerinden dolayı ticari olarak büyük avantaj yakaladı, tıpkı Singapur gibi. Krallığın başkenti olan Samosata, Çin’den getirilen ipek ve Hindistan’dan getirilen baharat ticareti sayesinde bölgesel ticaret merkezi haline geldi. Parthialı, Romalı, Yunan ve Arap tüccarlar burayı büyük anlaşmalar yapmak için kullandılar. Komagene, komşularıyla iyi ilişkilerinden büyük avantaj elde etti. Fakat hepsine aynı politik stratejiyle “iyi davranmak” işe yaramadı. Aslında Komagene “ne yardan ne serden geçti” diyebiliriz ve sonunda bir anlaşmazlık sonucunda M.Ö.163’te Roma İmparatorluğu tarafından işgal edildi.

Anıt mezar hakkında gerekli bilgileri topladıktan sonra gece saat 2’de otelden ayrılmak üzere hazırdım. Otelin önünde uzun bıyığıyla tipik bir Anadolu beyefendisi görüntüsünde şöförümüz beni bekliyordu. Dışı cilalı fakat içi bir o kadar tozlu minibüsün kapısını bana açarken bana gülümsedi. Minibüste uyuklayan birkaç turist ve bir koltuğun üzerine yığılmış battaniyeler vardı, tıpkı eski Sovyet tren kompantımanlarında olduğu gibi. Adıyaman şehir merkezinden Nemrut Dağı’na gitmek bir saatten biraz daha fazla sürdü. Düzgün otoban yolu yavaşça değişerek kıvrımlı dağ yoluna dönüştü.

Şoför bizi dağın zirvesine epey yakın mesafede bulunan yeni inşa edilmiş bir turist merkezinin önünde bıraktı. Bu arada hemen belirteyim; kış sezonu boyunca dağ ziyarete kapalı. Mayıs ayında bile hava epey soğuktu fakat şanslıydım çünkü turist merkezinde sıcacık sınırsız çay biraz ısınmama yardım etti. “Hadi gidiyoruz” komutunu duyana kadar turist merkezindeki geniş koltuklarda keyif yapabilir, ufak atıştırmalıklar ve hediyeler satın alabilirsiniz. Güneşin doğuşuna yaklaşık 40 dakika kala yapılan çağrıyla birlikte herkes bizi dağın zirvesine çıkaracak olan minibüslere binmek üzere park alanına doğru koşuşturmaya başladı.

Turist merkezinin içinde çalan klasik müzik hala hafifçe işitilirken aniden büyük bir karmaşa başladı ve sanki bir savaş sahnesindeki gibi turist ordusu kapıya doğru yöneldi. Sonradan anlaşıldı ki turist sayısı, minibüslerin kapasitesinden bir hayli fazlaydı ve herkes yer kapma telaşına girmişti. Kimse bu minibüslerin turist merkezi ile dağın zirvesi arasında ring servisi olduğunu anlamamış, şimdi değilse bile bir sonraki seferde minibüse binebileceğini düşünmemişti. Dönüşte de aynısı oldu ve herkes bir anda minibüslerde yer kapmaya başladı. Endişe etmeye gerek yok aslında, kimse dağın tepesinde unutulmuyor!

Minibüs bizi tepeye bıraktıktan sonra savaştan çıkmış halimle zirveye 500 metre kaldığını öğrendim. Uykulu bedenimi zirveye doğru sürükleye sürükleye taşımaya çalışırken minibüslerdeki battaniyelerin sebebini o zaman anladım. Güneş doğarken etraftaki suskun ve gururlu tepeler gözükmeye başlamıştı.

İlk önce, yaklaşık 2000 yıldır da güneşin doğuşunu izleyen ve son 20 senedir turistlerin ilgi odağı haline gelen doğu terasına ulaşıyorsunuz.

Kendisinin Büyük İskender’in soyundan geldiğini düşünen Ermeni Kralı Antiokhus’ın pekte mütevazı olmayan anıt mezarı işte burada. Gerçek şu ki; II. Dikran, Antiokhus’u taçlandırarak, Antiokhus’un sadece sıradan bir insan değil fakat bir “Tanrı Kral” olduğunu ilan etmiş. Antiokhus kendi mezarını yaşarken inşa ettirmeye başlayarak kendini ilahlaştırmayı denemiş, başlıca Yunan tanrılarını da kendisine katılmaları için davet etmiş. Yunan tanrıları da Ermeni mevkidaşlarıyla buradalar.

Kartal’dan sonra sağdan sola doğru: Herakles, Apollo-Mithras, Zeus (merkezde), Kommagene tanrıçası Fortuna Tyche ve I. Antiokhus.

Peki, bu heykeller kafalarını nasıl kaybettiler? Aslında iki versiyon var: Aniconism (insan ve hayvan figürlerinin gerçekçi tasvirini yasaklamayı öneren doktrin) döneminde yıkıldılar ya da deprem sonucunda yıkıldılar. Güvenlik görevlileri kendi versiyonlarını üretmiş; “Herşeyi Almanlar yıktı”, ilginç!

Sadece Kommagene tanrıçası Fortuna Thyce’nin kafasının nasıl yere düştüğü kesin. Kafa, 1961’de yabancı arkeologların kralın mezarına ulaşabilmek için dinamitle tümülüsü patlatmasına kadar oradaydı. Sonucun hiç iyi olmadığını söyleyebilirim.

Tümülüs’ün etrafında Doğu’dan Batı’ya doğru yürüyüp, uyanan dağın muhteşem manzarasını seyredebileceğiniz bir patika var.

Batı terası daha karmaşık gözüküyor ama her nasılsa beni daha çok etkiledi.

Dönüş yolunda Komagene Krallığı’ndaki kralın anıt mezarındaki hikayelerle bağlantılı önemli yapıların bulunduğu yerlerde durduk.

İlk durak, Komagene Krallığı tarafından yazlık başkent olarak kullanılan antik şehir Arsameia. 2000 yıl önce de bu kadar iyi gözüktüğüne emin olduğum mükemmel bir manzara vardı.

Eğer, Kralımız Antiokhus’un tanrısal kökenine karşı yanlışlıkla şüphe duyuyorsanız, kendisinin Herakles ile tokalaşmasını betimleyen bir eser bulabilirsiniz. Bu eserin, tokalaşmanın betimlendiği ilk insan yapımı tasvir olduğu varsayılıyor.

Sonraki durağımız, yaklaşık 1900 yıl önce Romalılar tarafından yapılmış Cendere Köprüsü. Çok yakın zamana kadar köprü trafiğe açıktı, durumu son derece iyi gözüküyor. Köprünün bir tarafı kanyona bakıyor. Hemen hemen hiç insan yok gibi, harika 🙂

Burada yarım saat vakit geçirdik. Minibüste birlikte geldiğimiz diğer turistler burada piknik yaptılar, evlerinden hazırlıklı gelmişler. Biz de yerel bir çobanla sohbet ettik.

Son durağımız Karakuş Tepesi. Burada kraliyet ailesinin anıt mezarlarının bulunduğu başka bir tümülüs var. Tümülüs, 4 tanesi ana yönlere (kuzey-güney-doğu-batı) konumlandırılmış, toplamda 16 sütunla çevriliymiş fakat sadece 4 tane sütun ayakta kalabilmiş. Bir ay sonra öğrendim ki Karakuş Tepesi’nde bulunan aslan heykelinin sol tarafı birileri tarafından tahrip edilmiş.

Görüntü çokta muhteşem değil. Bir zamanlar büyük bir kraliyetten şimdi ufak tefek şeyler kalmış. Komagene eserlerinin çoğunu otlar kaplamış ya da zamana yenik düşmüş durumda.

Güzel manzaranın son ziyaret ettiğimiz yerdeki hayal kırıklıklarını telafi ettiği kanısındayım.

Yakında Adıyaman’da neler yapılacağı ve Nemrut Dağı ile ilgili başka bir yazı daha yazacağım. Bugünlük bu kadar. Şimdi size bölgeye seyahatinizde size yardımcı olacak ufak öneriler verip tecrübelerimi paylaşacağım.

Nemrut’a nasıl gidilir?

Adıyaman’a İstanbul ve Ankara’dan direkt uçuşlar var. Adıyaman havalimanı şehir merkezinden yaklaşık 30 dakika uzaklıkta ve ring servisi var. Şehir merkezine giderken şoföre ne zaman döneceğinizi söyleyin ya da biletinizi gösterin, o sizi arayacak ve dönüş zamanınızda sizi otelinizden alacaktır.

Dağa çıkmak için en iyi tercih organize turlara katılmak. Sizi otelinizden alıp tur bitiminde oteldeki kahvaltınıza yetiştiriyorlar.

Kaç gün yeterli?

Eğer İstanbul’dan geliyorsanız Adıyaman’da 1 gün yeterli. AnadoluJet’in sabah uçuşları var, bu şekilde tam gün gezmek için zaman kazanmış oluyorsunuz. Ben iki gece kaldım, çok sıkıldım diyemem ama bir gece de yeterli olabilirdi. Ayrıca, eğer tek başınızaysanız ve otelin terasında oturup etrafı doya doya seyretmekten zevk alacaksanız iki gece gidin bence 🙂 Eğer iki gün giderseniz Doğu Anadolu kültürünü de hissetme şansınız olacaktır.

Nerede kalınır?

Ben, Samos otelde kaldım, burayı önebilirim. Odalar modern ve temiz, hizmet kalitesi gayet iyi, Türk kahvaltısının keyfini doyasıya çıkardım diyebilirim.

Turizm acentası nasıl seçilir?

Burası bir Antalya, bir Kapadokya değil, turizm bu bölgede halen gelişiyor. Bu, çok fazla turizm firması olmadığı, dolayısıyla firmaların müşteri memnuniyeti açısından ellerinden geleni yapacakları anlamına geliyor. Ben, otel resepsiyonuna önerecekleri bir turizm şirketi olup olmadığını sordum, onlar da hemen bir tane önerdiler. Gayet memnun kaldım diyebilirim.

Nemrut Dağını ziyaret için en iyi zaman:

Mayıs. Neden mi? Herşeyden önce Mayıs ayı turizm sezonunun başlangıcı sayılabilir ve çok fazla turistin içinde kaybolmazsınız. Ayrıca, dağın zirvesi oldukça serindi ve Adıyaman merkez ile diğer yerlerde sıcaklık yaklaşık 20-25 °C’ydi. Bu sıcakta gezerken gayet rahat hareket ettim.

Dağa çıkarken yanınıza ne almalısınız?

Eğer kendinizi neredeyse Komagene Kralı’nı bile görmüş kadar eski bir battaniyeye sarmak istemiyorsanız dağa çıkarken kışlık kıyafetlerinizi almayı unutmayın!

Etrafı gezmek için yeterli zamanınız var. Ayrıca, eğer yerel insanlarla aynı minibüsteyseniz herkes sigarasını bitirinceye kadar kimsenin acele etmediğini görünce şaşırmayın 🙂 Önerim, dağa çıkarken yolda ilk kahvaltınızı yapmak için yanınıza birkaç atıştırmalık alın yoksa benim yaptığım gibi millet piknik yapıp kahvaltı ederken çobanla muhabbet etmek zorunda kalırsınız 🙂

Ne kadar para harcanır? (Mayıs 2017)

  • Nemrut Dağı’na tur kişi başı 50 TL
  • Turist merkezinden dağın zirvesine minibus kişi başı 2-3 TL, bozukları hazırlayın
  • Otel iki gece için iki kişilik odada kişi başı 125 TL
  • Öğlen / Akşam yemeği kişi başı 15-20 TL
  • Havaalanından Adıyaman’a ring servisi tek yön kişi başı 20 TL

Herhangi bir sorunuz varsa cevaplamaktan memnuniyet duyarım. Mesaj atın lütfen!

Share this
RELATED POSTS

LEAVE A COMMENT

Mary
Istanbul, Turkey

Hi! I'm Mary - professional wanderluster. Here I share my travel stories, tips and photographs. Follow me and we shall discover the amazing world around us.

FREE SUBSCRIPTION / ПОДПИСКА
SON EKLENEN HABERLER